Ruhsuz

Sizde güneş sokağınızı terk ettiğinde ruhunuzu yatağa bıraktınız mı?

Archive for Nisan, 2009

Öylesine..

Posted by ruhsuz on Nis-28-2009

Bana, benim hayal ettiğim grilerin ötesine geçemeyen hayal dünyamdan sıyırıp hem gerçek dışı, fantastik hemde inanılır gibi olan güzel hikayeler anlatacak güzel bir kadın diliyorum Tanrı’dan. [Güzel olmasada olur. Şimdiye kadar böyle bir takıntım olmadı hiç ama cümleyi zengin kılsın maksat.] Ya sıkılırsam diye korkuyorum sonra. Böyle rahat rahat oturup boktan hikayeler geçirmek varken terkettiğim bir kadının gözyaşlarına üzülmek zorunda kalırsam. Ve daha kötüsü, hangisini daha çk hissedersem o gün onun için üzülüyorsam. Bunlara bir güzel kadın daha eklenmesine katlanabilir miyim acaba! Tam 26 saattir sigara içmiyorum. Bu da dünya üzerinde gördüğüm en aptal muhabbetlere sebep olmuş bir maddedir ha.. Hani bırakamıyorum, bırakmıyorum ulan, ölücez ölücez tüh, hayatımın en büyük pişmanlığı gibi dialoglar duyduğum günlerden sonra, ilginç bir pazartesi sabahı kalkıp sigarayı bıraktım dememle birlikte sigarayı gerçekten bırakmıştım. Tamam itiraf ediyorum akşam fırına ekmek almaya giderken bir sigara yaktım ama sadece yakarken çekmek zorunda olduğum için bir kere çektim ve bitene kadar elimde taşıdım sonra atmak üzereyken bir kez daha çektim dumanından. Ama bunu bırakmak zor değil zaten “bırakmak” gibi bir misyon yüklendiği için bunları konuşmak zorunda kalıyoruz. Halbuki nasıl çiğköfte yemekten vazgeçemiyorsunuz buda öyle birşey, 2 hafta ya da 3 haftada bir çifköfte yedikten sonra sigara içebilirsin ne var bunda. Çiğköfte sigara kadar zararlı olmasada eminim vardır etkilediği bir bok. Bok. bOk.

Ben sigara içmeye gidiyorum ulan. Amaa fazla içmeyeceğim. Belki bir fırt belkide iki, üç. Dört mumdur, haninna…

Bugün bir yazı okudum. Çocukların çok küçük yaşlarda çalıştırıldığından bahseden bir yazı. 1992 yılından beri yasak olduğu halde çalıştırılan çocukların ülkesi. Yasak olduğu halde hala yaklaşık 6.3 milyon çocuğun çalıştırıldığı tahmin edilmekteymiş. Daha sonra bu ülkede ki çocukların mağduriyetini ne kadar göz önünde tutarsam, çocukların bu durumdan kurtulmasına o kadar yardımcı olurum diyerek 4 yıldır Bangladeş’te bu çocukların fotoğraflarını çeken bir fotoğrafçının [G M B AKASH] sitesinde fotoğraları gördüm. Daha çok moralim bozuldu. Sonra olayı biraz daha araştırdım.

Türkiyenin nüfusu 71.517.100, yüz ölçümü 814.578 km² dir. Bangladeş’in nüfusu ise 150,448,339, yüz ölçümü ise 144,000 km². Olaya bakın, yüz ölçümü bakımından bizim ülkemizin neredeyse 8′de biri kadar olmalarına rağmen Bangladeş nüfusu bizim ülkemizdekinin 2 katından daha fazla.. Tayyip Erdoğan’ın 3 çocuk yapın lafı geldi aklıma bu istatistik ortay çıkınca. Bu kadar fazla çocuğun olduğu bir ülkede neden büyükler çalışsın ki? Kafa yoran meslekten çok güç gerektiren işlerin çok olması [tekstil, taşımacılık, çay] çocukların eğitime zaman harcamaması konusunda büyüklerin insiyatifine kalmış durumda. Doğal olarak çocuğunun eğitim hayatında başarılı olsa bile doğru düzgün işe bulamayacak olması ve eğitim ile harcanan zamanda; Eğitimin ayırı bir gider yaratması, çocuk çalışmadığı için eve ekonomik katkıda bulunamaması gibi bir çok nedenden dolayı çocuklar çalışmaya mahkum edilmişler.

Bunları okuduktan ve birazda araştırdıktan sonra aklıma Afrikada ki zenci köleler ve Blues geldi birden. Sonra Bangladeş’te icra edilen müzik türlerini araştırırken önce bu ülkenin %88′inin müslüman olduğunu ve bildiğim, tüm zamanların en iyi Blues Tarihini anlatan film olan “Aşkın Müziği” filmininde Bangladeş’te çekildiğini öğrendim. Bu kadarının denk geleceği aklımın ucundan bile geçmezdi. Afrikalı kölelerden ve blues’dan bahsediyordum değil mi, madem ki 17 yıldır bu duruma engel olamamışlar orada ki altı milyon çocuğun en azından 10 bin tanesine gitar verseler [ki böyle bir kampanya başlasa hediye gitarımla birlikte öğretmen olarak ilk ben giderim.] dünyanın yepyeni bir müzik türüyle tanışacağına adım kadar eminim.

Bu yaz facebookta tanıştığım birinin aracılığıyla Anadolu’ya küçük çocuklara müzik konusunda yardım etmeye gideceğim. Çok geniş bir bilgiye sahip değilim ama çocukların müzikle tanışmasına yardımcı olacak kadar yeterli bilgim. Bu yaz bu olay bittikten sonra Bangladeş içinde benzer bir yardım yapabilir miyiz diye tartışmaya açacağım. Eğer Bangladeş için bu düşündüklerim gerçekleşirse eminim ki çok çok ilginç şeyler çıkacaktır ortaya.

Bedeni çoktan satılmış dünyanın, ruhudur, duygularıdır müzik.

Paranomik..

Posted by ruhsuz on Nis-20-2009


Nefesi kesildi birden
Olan biteni anlamaya çalıştı
Sadece görüyordu
Sadece hissediyordu
İstedi kopkoyu bir dem
Gözleri onun için erdem
Acizlikti hisleri tamamen
Acizlikti korktu gizledi
Parmakları titredi aniden
Korktu
Ve yine korktu
Sağa sola bakındı
Her an gelebilirdi birileri
Acizdi pek bir şey bilmezdi
Korktu ve sustu…

Güzeldi etkilendi
O sorgulamadı güzelliği
Nede vurdumduymazlığı
Oydu belki beklediği
Kıpırdadı tam içinden
Bilemezdi görüşmeden
Söylemezdi utancından
Okumuştu bir bilgeyi
Güçlenmişti bilekleri
Kesildi paramparça
Hayret etti inanmadı
Izdıraba an kalmıştı
Fayda etmez sargı bezi
Acı içinde kalmıştı…

Öfke miydi deli miydi
Dindiremedi nefretini
Gökleri kıskandı o gece
İnanmadı mavisine
Bakamadı yıldızlara
Sevindi mi bilmiş miydi
Masum oldu gözbebeği
Tüm duygular iç içeyken
Sarhoş oldu tüm sözleri
Düğümleri çözdü bugün
Saldı renkli yarınlara
Boğazı durgundu bugün
Ağlamazdı göçten önce..

Susuyorsun işte..

Posted by ruhsuz on Nis-19-2009

Ulan önce ruhsuz olduğumun farkına vardım. Şimdi birde huzur problemi çıktı. İnsanların huzur kaygılarından kurtulmaları için nasihatler verirken gördüm ki asıl huzursuz benmişim. Belkide yeni oldu bu şey bana. Artık keyif almıyorum normalde sevdiğim herşeyden. Ama işin ilginci acizlikte yapamıyorum. Hani başka dinlemez senin derdini, o çokta önemli değil ama artık kendi derdimi kendim bile dinlemiyorum. Bırak işi gücü insanları arkadaşları dostları aileyi sosyal hayatı asosyal geceleri, kendimi bile umursamıyormuşum ben.
Bunu insanlarla paylaşmaya kalkınca farkettiğim daha önemli şey ise aslında bunları yapamayacak kadar aptal olmadığımı ama yapmak istemediğimi anladım. Ulan bu daha berbat bişey, ne bir siyasal görüşe bağlılık, ne bir dini inanca bağlılık, ne bir kaç insanın değerine bağlılık, hiçbir bağımlılığım kalmamış derken; bunları düşünürken sigara içtiğimi farkediyorum. Sigara ve alkol konusunda tam bir bağımlıyım artık ve nasıl ki diğer şeyleri yapmak istemiyorum bu bağımlılıklarımdan da kurtulmak istemiyorum.

Şimdide farkettim ki, bugüne kadar bi şekilde saçma sapan kurallarla yönetilen vücudum, beynim, yaşamım bir anda böyle tek başına bırakıldığında ya da tek başına kalmayı seçtiğinde, yönetimde kimse olmadığı için artık hiçbirşeye yönlendirilmiyor. Doğal olarak mevcut özelliklerimin değiştirilmesi için kimse uğraşmıyor daha doğrusu “uğraşmasına izin verilmiyor” tabii ki benim tarafımdan.. Aynı askeriye gibi böyle gelmiş böyle gider mantığıyla yaşamaya mahkum ettiğim bir vücudun içindeyim. Plansız, önemsiz, uğraşsız, umursuz, ruhsuz, HUZURSUZ..

Gitar bile çalmıyorum artık, son mevzuları az çok bilenler vardır beni tanıyanlardan. Sonra okkalı bir küfür edip böyle düzenin alayına sövüp, ne yapacaksam kendim yaparım dedikten 5 dakika sonra, şeytani bir iç ses “bok yaparsın” dediğinde, göz kapakları ağırlaşıyor omuzların yoruluyor bu sefer pes bir ses tonuyla sadece nefesinle gırtlağını kullanmadan sessiz bir “siktir” çekip, bilinçaltına yazılmış bütün planlarıda sigaranı yaktığın çakmakla yakıyorsun. Bilinçmiş beyinmiş düşünceymiş kutsallıkmış hepsinin kıçına birer tekme atıyorsun.. Ağırlaşan göz kapakların uykusuzlukla birleşip hafiftem kararmaya başlayıncada, Müzik klasörüne girip istisnasız hep girdiğin Duman klasörüne girip hangisi olduğuna hiç bakmadan bir şarkı açıyorsun. Sonra gönlün gecenin bir yarısı üst caddede ki yirmidört saat açık tekel’e gidip iki bira almak melankoliyi doruk noktasına taşımak istiyor ama iki bira alacak paranın olmaması zaten melankoli sınırlarını, tavanını, tabanını alt üst ediyor. Gecenin 5. küfür faslına geçiyorsun yavaştan. Huzursuzca. İç çekerek.. Yavaş yavaş…

Sonra ölümün sıfırıncı yıldönümünü yirmiyedi yaşına denk getirmek istiyorsun ama Jimi gibi uyuşrurucuyla mı yoksa Yavuz gibi uçarak mı yapacağına karar veremiyorsun. Kalan beş yıl buna karar verebilmek için çok azmış gibi geliyor.. Altıncı küfürlerinin içinde sakıncalı cümleler geçmiyor. Daha ince, alttan alttan giydiriyorsun bu sefer. Lem yelid ve Löp yutar.. Gibi..

Bu laneti yaza yaza bitirememek yazsanda bişeylerin çözülmediğini görmek iyice huzur bozuyor. Bunuda farkedince…….

KENDİNİZE BİLE GÜVENMEYİN!

12 Nisan 2009 Cumartesi günü Morfest’09 elemeleri için sahnedeyiz. Akustik Performans yapacağız. Bu hafta yarışma için değil performans sahnesi olacak bizim için. Asıl elemelere 26 Nisan günü katılıyoruz.

Sahne Repertuarı;

1-) Duman – Senden Daha Güzel
2-) Pinhani – Hele Bi Gel
3-) Seether – Broken
4-) Zardanadam – Hepsi Hepsi Hayat Nasıl Olsa


Giriş Bilet Fiyatı: 5 TL (Siz yinede parayı dert etmeyin :) )
Avcılar Bilet-M Satış Noktası ( Saklıbahçe )
Bilet Fiyatı: 4,5 TL

:::::
Jewelry Wholesale Supplies
Cheap Retro Replica NFL NBA MLB Throwback Football Basketball Jerseys | hp printer ink cartridges refills| Jewelry Making Supplies | Thumb Joint Pain | Dog Health Problems |Tinkerbell Personal Checks |Garden Planters