Türküm, doğruyum, çalışkanım,
İlkem; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.
Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.
Ey Büyük Atatürk!
Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.
Varlığım Türk varlığına armağan olsun.
Ne mutlu Türküm diyene!
Bugün sabah işe giderken ilkokul ve ortaokulu okuduğum Yenibosna İlköğretim Okulunun önünden geçiyordum yine ama bu sefer öğrencilerin Andımız’ı okuduğu zamana denk geldim. Sonra okulun kenarından öğrencileri izledim. Andımız, öğrencilerin sıraya girdikleri yerin karşısında yüksek ve tüm öğrencileri gören bir yer yapılmış ordan okunuyordu hala öyle ki şimdi bile oranın havası bambaşka geliyor insana. Ben hiç ordan Andımız’ı okumamıştım utangaç ve içe dönük olduğum için. Neyse keyifle Andımız’ı dinleyip öğrencileri izleyecektim, o yüksek yerde Andımız’ı okutturan sert öğretmen birden mikrofon’u öğrencinin elinden aldı ve başka iki öğrenci çağırdı. Yanımda büyük bir abi vardı muhtemelen çocuğunu okula bırakmış oda onları izliyordu, ona neden böyle birşey yaptığını sordum öğretmenin. “Seslerini ve okumalarını beğenmedi heralde” dedi. Sonra gelen iki öğrenci okudu. Birçok yerini unutarak, tökezleyerek ve iki kişi oldukları için uyumsuz okudular. Ayrıca diğer öğrencilerin çoğu gülüyor, kendi arasında konuşuyor, birbirlerine laf atıyor, ne okuyan arkadaşlarını dinliyorlar ne de okumaya çalışanlara saygı duyuyorlar.
Bir an bu çocukların öğretmeni ben olsam diye düşündüm. Eminim okul hayatımız boyunca küfür ettiğimiz, nefret ettiğimiz öğretmenlerden biri gibi olurdum. Çünkü orada ki öğrencileri susturmanın tek yolu o gibi görünüyor. Aslında Andımız’ı öğretmenden izin alıp bir sabah ben okumak isteyeceğim. İzin vermezler muhtemelen ama eğer izin verirlerse eminim suspus olup beni dinleyeceklerdir ve bana eşlik edeceklerdir. Onları ancak dışardan birinin iyi davranması yola getirebilir. Eğer içlerinden biriyseniz sert konuşmak ve disiplin sağlamak şart olacaktır. Bence.
Gerçi geçen yaz akşam üzeri bir saatte okulun önünden geçiyordum. Okullar daha başlamamıştı ve okul tadilattaydı. Zamanımda vardı. İçeriye girip gezmek istedim sonuçta bir sürü anım var o okulda yaşadığım aklımda kalan. Ama sonra okulun kapısında karşılatığım bir öğretmen izin vermemişti. Sebebide okulda çalışmalar var müsait değil falan filan… Bende “çalışma olmayan katlardan herhangi bir koridora baksam birde sınıfa girip baksam yeter.” demiştim ama dinlemedi tabi “olmaz, okula kimseyi sokamam, içerde çalışan insanlar var, zaten kırık dökük gezsende birşey anlamazsın” vs vs… Sanki Mısır Piramitlerini ziyarete gelmişim.
Neyse dediğim gibi muhtemelen Andımız’ı okumak ve öğrencilere okutmak istediğimde de aynı bahaneler çıkacaktır karşıma. O yüzden bu sabah bunları düşünürken çok daha ilginç bir fikir geldi aklıma. Hazır Nisan ayındayız, ben o okulda zamanında 2 ayrı 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı gösterisine katılmışım. Oranın tozunu yutmuşum yani =) dedim ki o zaman ben gidip 23 Nisan’da bunlara gitar çalayım. Gösterilerin arasına sıkıştırırlar heralde. Hem gösteri renklenmiş olur hemde tahminimce gösterilere öyle eskisi kadar insan gelmiyor belki sayı biraz artar. Ayrıca bende eski okuluma rahat rahat girmiş ve bir kez daha oranın öğrencisi gibi 23 Nisan’da gösterilere çıkmış olurum =)
Böyle işte, sorunlar sorunlar sorunlar, sürekli sıkıntılardan bunalımdan yazacağıma birazda böyle sıradan hayattan birşeyler yazayım dedim. İyi yapmışım, yazarım tabi