Ruhsuz

Sizde güneş sokağınızı terk ettiğinde ruhunuzu yatağa bıraktınız mı?

Archive for Eylül, 2009

Klasik Müzik

Posted by ruhsuz on Eyl-30-2009

Haftalardır yazdığım bunalım, depresif, karamsar yazılardan sonra müzik ile ilgili bir yazı yazayım dedim. Son iki haftadır neredeyse hiç müzik dinlemediğimi farkettim. Normalde eve gelir bilgisayarımı açar Gmail.com’a girer sonrada hemen müzik açar dinlerdim.
İki gün önce yine bilgisayarı açtım. Müzik klasörüme girdim. 114 klasör ve muhtemelen 250′den fazla müzisyen olmasına rağmen hiçbirini açıp dinlemek istemedim. Sonra Klasik Müzik klasörüne girdim. Espanoyleta – Gayta Anon diye kayıtlı bir müzik var hep dinlediğim açıp onu dinledim 5-6 kere.

Sonra dedim ki; içinde sözler geçen, bağırıp isyan edilen, belkide güzel şeylerden bahseden şarkılardan bıkmışım. Çünkü; sürekli sana belli şeyleri hatırlatıyorlar. Sürekli birşeylerin içinde boğuluyorsun. Yani eğer teoman, duman, bülent ortaçgil, şebnem ferah, oğuz aksaç, hariçten gazelciler, zıkkım gibi gruplar,müzisyenler dinliyorsan eğer, ya hayata ya kadınlara ya da kendine küsmen gerekiyor önce. Psikolojini o moda sokman gerekiyor. Çünkü sadece müziğiyle ilgilenemiyorsun bir şekilde sözleride etkiliyor seni.

İşte bu yüzden, ilk aklıma gelen Beethoven dinlemek oldu. Sonra hemen tüm diskografisini indirmeye başladım, daha bitmedi ama. Bir süre klasik müzik dinleyeceğim artık derken;

Yine sürekli girdiğim blog’lara girip yazılar okuyordum, bugün. Davit.in blogunda Romantik Dönem Klasikleri diye bir yazı okudum. Orada davit bu durumu çok güzel açıklamış. Ben çok sevdim yazıyı genel olarak.

Ve Klasik Batı Müziği tarihini araştırmaya başladım.

Yabancı Sessizlik..

Posted by ruhsuz on Eyl-25-2009

ve kendin oldukça daha çok yabancılaştığın sessizlik başlar.

güzel sözler, içinde bulunduğun anı geçiştirebildiğin cümleler, karşındakinin anlayabileceği kadarını vermenin seni hem mutlu hem eksik hissettirdiği gereksiz ama mecbur konuşmalar, daha az, daha sade bir hayat arzularken daha çok anlatıp daha çok saçmaladığın her saniye sadeliği yakaladığında aklına keskin bir sancı saplanmasına neden olurken…
yanına yaklaşan herkesi;
değer biçilemeyecek kadar önemsiz
derdini anlatamayacak kadar mutsuz
ve cesaret edilemeyecek gerçeklerle tanıştırırken..

daha çok yabancılaştığın sessizlik başlar..

yabanileştiğin, sadece istediğini almak için hikayeler ürettiğin, allayıp pullayıp piyasaya saldığın sahte ama şehvetli diyaloglar kurguladığın, yinede diline tatlı gelen damağını uyuşturan sonunda yine en sade olan suya muhtaç kaldığın ölüm kokusunda bahaneler aklını sararken..
yanına yaklaşan herkesi;
cümle içinde kullanılamayacak kadar sebepsiz
utanılmayacak kadar ruhsuz
ve cesaret edilemeyecek gerçeklerle tanıştırırken..

daha çok yabancılaştığın sessizlik başlar..

daha çok insan kandırdığın, daha çok kandırabilmek için daha çok yalanla boyadığın el yapımı anılar bıraktığın arkanda, ve bunlar öğrenildiğinde daha çok kaçtığın kaçtığını sandığın akıl oyunları birikirken,
yanına yaklaşan herkesi;
ardında iz bırakmayacak kadar kimliksiz
ömür boyu hatırlanacak kadar huzursuz
ne gözle ne akılla çözülmeyecek kadar renksiz
ve cesaret edilemeyecek gerçeklerle tanıştırırken..

Kendine, daha çok yabancılaştığın sessizlik başlar..

Noktaya Susayan Hikaye 2

Posted by ruhsuz on Eyl-12-2009

Bir adam hiçbirşey istememeyi istiyor. Ne mantık kalıyor ne mutluluk.
Bir adam, herşeyin anlamsız olduğunu anlıyor. Ne zaman kalıyor ne nefes.
Adamı hüküm yemek insanlıktan uzaklaştırıyor. Eşitlik getirmek için hükmedecek insanlar buluyor.
Huzura kavuşmanın yolu sayısız rahatsızlıklarla dolu, huzur belleklerden siliniyor.
Tüm bu emir ve kurallar zincirinin son halkası yalnızlık oluyor.
Ve bir avuç yalnızlığın içinde bin köle boğuluyor. Tuzu dert, sosu sıkıntı ile süslü.
Bir adam korkuyor. Adamlar korkuyor. Kaçıyorlar. Susuyorlar. Saklanıyorlar. Bitiyorlar.
Aksi mümkün olmayan bir yeryüzüne önce ruhlarını gömüyorlar.
Ruhsuz, huzursuz, mutsuz, kimliksiz, sahipsiz, renksiz, sessiz.
Bedenler.
Unutuyorlar.
Hatırlamak üzere.

Noktaya Susayan Hikaye

Posted by ruhsuz on Eyl-4-2009

Bir adam tanıyorum. Müzikle uğraşıyor ve Tanrıya inanıyor. Dini inancı var.
Bir adam tanıyorum. Matematiği seviyor ve Tanrıya inanıyor. Dini inançları sorguluyor.
Birini tanıyorum. Kaç yaşında, henüz göğüsleri yok, hangi renk elleri, gözleri çok güzel ve tanrıya küfür ediyor, görünürde. Dini sorgulamıyor.
Bir adam tanıyorum. Eğlencenin peşinde. Aslında tanımıyorum. Çünkü neye inandığını bilmiyorum.
Binaları sayıyorum. Sonra sıkılıyorum. Hayat bitiyor. Ben susuyorum.
Sonra koyunları sayıyorum. Uyuyorum. Hayat yine bitiyor.
Kahvaltımı yaparken zeytinleri sayıyorum. Kahvaltı bitiyor. Hayat bitiyor. Ben doyuyorum.
Sonra yürüyorum. Hayat sürüyor. Hayat sürükleniyor.
İnsanlar inançlarımı sayıyorlar. Sıkılmıyorlar. Hayat hiç bitmiyor. Sonra gülüyorum.
Başka bir yöne yürüyorum.
Sıkılıyorum.
Ve bir adam tanıyorum…
Sonra unutuyorum…

Saklı Bahçemin Hikayesi..

Posted by ruhsuz on Eyl-2-2009

Bir dağın tepesinde, zirvesinde, dağın bembeyaz saçından, masumca bir kar topu yuvarlasan ve bir çığ olsa yamaçta ki köye indiğinde. Yıkılan bahçenin, paramparça olan evin yada ölen yaralanan insanların kime ne soracağı hakkında bir fikrin var mı..

O ev bizimdi, yamaçta, gökyüzü manzaralı.. Şimdi yok, bir hiç var yerinde diyorsun.

Yalnızca bir gün aklımı esir alan bir düşünceyi yaşadığımız onca ay’a mâl etmişsin.

… diye başlamıştım sana yazmaya.

Öyle bir dünya ki sen nereye koyarsan, o oluyor-muş zamanla.. Bunca zaman suçluluk duyduğumdan seni hep istikrarlı gördüm ben, bugünde onu anlatacaktım sana.. Aslında bırakıp giden ben değildim. Bunu ispatlayacaktım. Bende emindim kendimden ve nefes aldığım sürece pes etmeden yerimden kalkıp savaşmaya hazır olduğumu öğrenmiştim..
Ama utangaç olmak aşkın çemberinin dışında kalıyormuş. Yıllar öncede söylediler suratıma bağıra bağıra ortalıklarda meydanlarda: sen büyük bir korkaksın diye.. Kendi gölgesinden bile korkan bir korkak.. Cümlelerinin, kelimelerinin sıradan boktan unutulup yitip giden, uçucu olan herşeyin arkasına saklanan.. Ama onu acıtmamak için ona hiç söylenmeyen berbat korkular. Süslü olmayan tek cümlem son cümlemdi başıma neler getirdi. Benimde canım yandı bilemedim senin canını yakmamayı beceremedim işte ne yapayım. Hikayelerimede şarkılarıma sözlerimede lanet olsun..

Beni affetmişsin.. affettiğin için teşekkürler.. Sanırım bugün -elimden aldığın süslü cümlelerimde- yok olduğunu söylediğin gizli bahçenin karşılığıydı. Sen beni hiçbir zaman affetmedin, erdemin öfkenden büyük değil! Ben seni gerçekten sevdim, pes etmedimde hiç, zamanın kapısında uzun bir kuyruk bekliyordum, diyordunya hani zaman diye:) sen anlatıyordun bana gerçekleri daha geçenlerde…. Sen bugünün anılarını hayallerini duyarken benden yüzyılların hayalini biriktiriyordum ben. Ama yok şimdi, anılar, hayaller, bugün yada yarın.. İyi bir çocuk olamıyorum ben.. insanların gözlerine bakamıyorum. yüreğine bakmak işkence..

Bak hayatın sıradanlıklarından birinden daha kurtuluyorum, sana bir cümle söylemişim ve aslında seni hiçe saydığımı düşünmüşsün sende bunu saklamışsın aylarca. Erteleyincede iyi çocuk olunmuyormuş, sakladığım onlarca tezat şeyden biliyorum..Senin yanındayken birgün aklıma başka birinin gelmesi ve bunu sana açık açık söylemem bence dünyanın en mükemmel erdemidir.. Ama iki ayrı kişiliği birbirine çarpmak insanın canını değil hayatını yakar.. İnsanın yaşamışlığını geçmişini anılarını yakmak değil geleceğini ve yaşamını yakmaktır.. Evet her ne koşulda olursam olayım severim bende nietzsce’yi, bir hiçim. Bunu kabul etmeme yardımcı olduğun için teşekkür mü edeyim sinirleneyim mi hiçbir fikrim yok. Hiç, bu olsa gerek..

Bilgin olsun, mesele pes etmemek değil, kendini kaybetmemekmiş. Çünkü;

Saklı bahçelerde hep çiçekler ölürmüş
Kurtlanmış cesetlerin kemikleri sızlarmış
Aklı hep başka yerlerde gizli bahçenin
Toplayamaz çiçeklerini solmuş günlerin

Çünkü bu hikayenin devamı yokmuş, çünkü bu hikaye bir kısır döngüymüş..

:::::
Soft Spot Shoes
Cheap Retro Replica NFL NBA MLB Throwback Football Basketball Jerseys | hp printer ink cartridges refills| Jewelry Making Supplies | Thumb Joint Pain | Dog Health Problems |Tinkerbell Personal Checks |Garden Planters