Çok korkutucu değil mi? İnsanlar kendileriyle yüzleşiyorlar. Kendilerini tanıdıkça başkalarından uzaklaşıyorlar. Kalabalıklar içinde yalnızlığı oynamak oyunundan milyarlarca yalnız arasında yapayalnız kalma ihtimali. İhtimal ötesinde bir durum aslında. Korkutucu tarafı ise kendini tanıma olayının bir sınırı bir sonucunun olmamasıdır. Kendini tanımak diye bir şeyin olmaması ve kendi içine indikçe bulduklarının yerine yenilerini bıraktığının bilincinde olmama durumudur korkutucu olan.. Bir labirent gibi gözüksede aslında kısır bir döngüdür bu. Bu tanımlamaların sahteleştiği, sahteliklerin tanımlandığı uzun ve soluksuz bir dönemdir. Anlamsız, duygusuz, hissiz kalma durumudur ve daha da kötüsü bulaşıcıdır.
Kendini tanıma evresine gelebilmek için incelediğin kişilikler, harmanlayıp üst üste koyduğun özelliklerin yeterince sade ve gerçekçi olması gereklidir. Buna herkesin mecbur kalacağı aşikârdır. Beklenen kıyamet öncelikle akıllarda, beyinlerde patlat verecektir. Kıyameti kopmuş akılların tesellisi sıradan akılların saçmalıklardan başka birşey değildir. Herkes hazır hale gelene kadar bu saçmalıklarla uğraşmamak mümkün değildir. Diğerlerini beklememeyi tercih edenler henüz tam olarak ne olduğunu bilmediğimiz ölüm ile kaçmayı tercih etmişlerdir.
Ne bu sözlerin ne benim düşüncelerimin,
senin seniden;
Kaçışın yok.
Archive for the ‘Beden’ Category
ve kendin oldukça daha çok yabancılaştığın sessizlik başlar.
güzel sözler, içinde bulunduğun anı geçiştirebildiğin cümleler, karşındakinin anlayabileceği kadarını vermenin seni hem mutlu hem eksik hissettirdiği gereksiz ama mecbur konuşmalar, daha az, daha sade bir hayat arzularken daha çok anlatıp daha çok saçmaladığın her saniye sadeliği yakaladığında aklına keskin bir sancı saplanmasına neden olurken…
yanına yaklaşan herkesi;
değer biçilemeyecek kadar önemsiz
derdini anlatamayacak kadar mutsuz
ve cesaret edilemeyecek gerçeklerle tanıştırırken..
daha çok yabancılaştığın sessizlik başlar..
yabanileştiğin, sadece istediğini almak için hikayeler ürettiğin, allayıp pullayıp piyasaya saldığın sahte ama şehvetli diyaloglar kurguladığın, yinede diline tatlı gelen damağını uyuşturan sonunda yine en sade olan suya muhtaç kaldığın ölüm kokusunda bahaneler aklını sararken..
yanına yaklaşan herkesi;
cümle içinde kullanılamayacak kadar sebepsiz
utanılmayacak kadar ruhsuz
ve cesaret edilemeyecek gerçeklerle tanıştırırken..
daha çok yabancılaştığın sessizlik başlar..
daha çok insan kandırdığın, daha çok kandırabilmek için daha çok yalanla boyadığın el yapımı anılar bıraktığın arkanda, ve bunlar öğrenildiğinde daha çok kaçtığın kaçtığını sandığın akıl oyunları birikirken,
yanına yaklaşan herkesi;
ardında iz bırakmayacak kadar kimliksiz
ömür boyu hatırlanacak kadar huzursuz
ne gözle ne akılla çözülmeyecek kadar renksiz
ve cesaret edilemeyecek gerçeklerle tanıştırırken..
Kendine, daha çok yabancılaştığın sessizlik başlar..
Bir adam hiçbirşey istememeyi istiyor. Ne mantık kalıyor ne mutluluk.
Bir adam, herşeyin anlamsız olduğunu anlıyor. Ne zaman kalıyor ne nefes.
Adamı hüküm yemek insanlıktan uzaklaştırıyor. Eşitlik getirmek için hükmedecek insanlar buluyor.
Huzura kavuşmanın yolu sayısız rahatsızlıklarla dolu, huzur belleklerden siliniyor.
Tüm bu emir ve kurallar zincirinin son halkası yalnızlık oluyor.
Ve bir avuç yalnızlığın içinde bin köle boğuluyor. Tuzu dert, sosu sıkıntı ile süslü.
Bir adam korkuyor. Adamlar korkuyor. Kaçıyorlar. Susuyorlar. Saklanıyorlar. Bitiyorlar.
Aksi mümkün olmayan bir yeryüzüne önce ruhlarını gömüyorlar.
Ruhsuz, huzursuz, mutsuz, kimliksiz, sahipsiz, renksiz, sessiz.
Bedenler.
Unutuyorlar.
Hatırlamak üzere.
Bir adam tanıyorum. Müzikle uğraşıyor ve Tanrıya inanıyor. Dini inancı var.
Bir adam tanıyorum. Matematiği seviyor ve Tanrıya inanıyor. Dini inançları sorguluyor.
Birini tanıyorum. Kaç yaşında, henüz göğüsleri yok, hangi renk elleri, gözleri çok güzel ve tanrıya küfür ediyor, görünürde. Dini sorgulamıyor.
Bir adam tanıyorum. Eğlencenin peşinde. Aslında tanımıyorum. Çünkü neye inandığını bilmiyorum.
Binaları sayıyorum. Sonra sıkılıyorum. Hayat bitiyor. Ben susuyorum.
Sonra koyunları sayıyorum. Uyuyorum. Hayat yine bitiyor.
Kahvaltımı yaparken zeytinleri sayıyorum. Kahvaltı bitiyor. Hayat bitiyor. Ben doyuyorum.
Sonra yürüyorum. Hayat sürüyor. Hayat sürükleniyor.
İnsanlar inançlarımı sayıyorlar. Sıkılmıyorlar. Hayat hiç bitmiyor. Sonra gülüyorum.
Başka bir yöne yürüyorum.
Sıkılıyorum.
Ve bir adam tanıyorum…
Sonra unutuyorum…
Kuru, sıcak bir geceye açıyorum gözlerimi,
Yaşadığımın farkına varamadan bunalıyorum,
Nefes almak hiç bu kadar yorucu olmamıştı,
Sokaktan gelen belli belirsiz seslerden çok
Damarlarımdaki kanın uyuşukluğunu hissediyorum,
Burada öylece oturmak canımı sıkmış olsa da
Sokağa çıkıp yerde yuvarlanmaya takatim yok,
Başım ağrıyor,
Çatlayacak gibi,
Hayat bir film gibi hiç durmuyor
Ben binlerce kez boğulsam da ortasında akıntının,
Her seferinde başka bir yerinde uyanıyor cesedim.