Yalnız ada..
Çok yalnız hemde.. Yalnızlığın simgesi benim için büyük ada, eğer gerçek bir “yalnız”san çok güzel eşlik ediyor. Seni dinliyor sorgusuz sualsiz, birana eşlik ediyor. Seni seviyor ister istemez..
Çok değer verdiğim biri ile birlikte gidecektik büyük adaya, 2 mayıs sabahı saat altı buçukta. Ben oradaydım tam o saatte, saatler öncesinden bildiğim gibi o yoktu, gelmeyecekti. Sonra ben bir sonraki vapura kadar bekledim yinede. O sırada zaman geçirmek için iskelede ki kediyle oynadım. Fotoğrafını çektim, patileştik =) bana güzel pozlar verdi. Hava çok soğuktu, yağmur çiseliyordu montumu da giyinmemiştim. Üşüdüm bayağı.
Gidip bir çubuk kraker birde Uykusuz diye bir karikatür dergisi aldım. Her ne kadar beğenmesemde, beklemekle geçirdiğim zamanlarda okumak güzel oldu. Beklediğim kadar iyi yazılar yazmamışlardı, bir kaçı dışında. Sonra vapur geldi, ama 2,80 lira olduğu için akbil geçmiyormuş. Gidip jeton aldım öyle bindim vapura. Ben adalara her gittiğimde vapurda sigara içmişimdir. Normalde yasaklanmasına rağmen bir baktım herkes sigara içiyor bende içtim onları görünce. Sigaraya tekrar başladığımı düşünmesin kimse, Adalara özel birgün bu
Vapurda çok güzel fotoğraflar çektim, ilk defa martıları bu kadar yakından ve uçarlarken çektim. Bu arada bir daha ki adalara gittiğimde gitarımla gidip Green Day’den “Time of your life” şarkısını söylemek istiyorum vapurda, umarım bir aksilik çıkmaz. Şimdi o şarkıyı dinliyorum aklıma gelmişken yazayım dedim
Fotoğraflarda kalmıştık. Büyük, küçük herkes fotoğraf çekiyordu. Bu kadar rahatlatıcı birşey olduğunu o zaman farkettim. İnsana kendini mutlu hissettiriyor. Ne kadar kötü, amatörce fotoğraf çekiyor olsan bile, sana ait. Bu yüzden çok güzel. Ama yinede fotoğraf çeken insanlardan bazıları birbirine canavarmış gibi bakıyor
Bu da ilginç bir durumdu. Sonra büyük adaya geldik sonunda.
Önce gidip faytonların fotoğraflarını çektim. Daha çok atların fotoğraflarını tabii. Hepsinin yüzünde acı vardı. Bana mı öyle geliyor bilmiyorum ama Kaan Tangöze’nin yüzünden sonra en çok Büyük Adada ki hayvanların yüzleri hüzünlü geliyor bana. Üzülüyorum. Neyse. Sonra koşa koşa bisikletçilerden birine gittim ve bir bisiklet kiraladım, bir saatliğine. Zaten önceki gece uyumadım randevuma yetişeceğim diye, o yüzden çok yorgundum bir saat yeterdi bana, bisikleti bıraktıktan sonra geri dönecektim zaten eve. Bisikleti aldım, kulaklıklarımı taktım, Duman’ın Seni Kendime Sakladım albümünü açtım ve daldım sokaklara. Çok ilginç bir sokak gördüm önce fotoğrafını çektim sonra dayanamayıp Adanın tepelerine tırmanmak yerine kıyıya daya yakın olan bu sokaklarda gezeyim dedim. Sokağa girdim, sonuna kadar gittim, çok ilginç bir kuytu köşe buldum eminim çoğu insan bilmiyordur orayı, orda durup biraz denizi seyrettim. Döndüm yola devam edeyim derken; Pattt !! Bisikletimin ön tekerleği patlamış :S Çok korktum! Sonra hemen bisikletçiye geri döndüm, iyi ki fazla uzaklaşmamışım dedim ama sanırım o girdiğim köşede patladı tekerlek. Adam önce 5 TL istedi tekerlek için ama param yoktu, istesemde veremeyeceğimi söyledim. Cebimde ki tüm parayı ve bisikleti bırakıp gidebileceğimi söyledim. Adam çok iyi biri çıktı “Önemli değil, sen ordan yeni bir bisiklet al devam et” dedi. Çok sevdindim, çok sevdim adamı. Zaten Adanın yerlilerini hep sevmişimdir. Çok insanla muhabbetim vardır orada. Tekerleğin parasını mutlaka vereceğim birgün. Sonra yeni bisikletimi alıp yola devam ettim. Bu sefer o ara sokaklara girmedim, oralara bisikletsiz gezdiğim bir gün gelirim diye düşündüm ve Adanın en tepesine çıkmaya karar verdim.
Yavaş yavaş geziyor bir yandan da fotoğraf çekiyordum. Daha huzurlu bir şey olamazdı heralde. Kendimi ne kadar çok ihmal etmişim. Cebimde ki bütün parayı Rock Cafelerde içtiğim biralara ve sigaralara vererek diye düşündüm. Üstelik oralarda hep sorun vardır, hep bir telaş, yapmacık insanlar ve hatta kötü insanlar. Sende kötü insan olursun öyle zamanlarda ve sonra onların işine gelmediğinde dışlanırsın bile bu kadar basittir onlar için mevzunun içinden sıyrılmak. Bana dokunmayan bin bira içsin şekliyle yaşayan ne kadar çok arkadaşım varmış. Bana dokunursan bir daha da yaklaşma diyen. Oysa bir çoğu elimde büyümüş bir çoğu elimden beslenmiş bir çoğu benim arkadaşlığım ile avutmuştur gençlik yıllarını.
Adalar güzeldir, yalnızdır. Sevecen ve rahattır. Seni sever. Karşılıksız. Ve randevularına hiç geç kalmaz.
Sonra bayağı bir yukarı çıkmıştım. Ağaçtan yapılmış bir büde gördüm, yeni açıyordu adam büfesini, adamı izledim bir süre, adam bana muhteşem günlük rutin işlerini Güneye Giderken şarkısının melodisini yayıyordu sanki ortalığa. İçeriye bir baktım ilk gözme çarpan biralar oldu
Hemen bir bira aldım ama önce Merkezde Bankamatik var mıdır diye sordum. Çünkü üzerimde başka para kalmamıştı. Varmış. Biramı cebime koydum, tırmanmaya ve fotoğraf çekmeye devam ettim. Çok güzel işçiliği olan bir yola geldim. Tertemiz, dümdüz ve rahat bir yoldu. Biramı açtım o yolda içerek bisikletimi sürmeye devam ettim. Yavaş yavaş. Yolun iki tarafıda ağaçlarla kaplıydı. 10-15 dk gittikten sonra Panayır alanı gibi çok hareketli ışıl ışıl bir meydana geldim
Atlar, eşekler, faytonlar en önemlisi çocuklar ve birde mola verenler için büyük bir dinlenme yeri vardı. Hemen eşeklerin yanına gittim ben. Çok yorgundular, kafalarını demirlere yaslayarak zor ayakta duruyorlardı. (Bu arada ben yazmaktan sıkıldım, yazının burasına kadar sıkılmadan gelen olabilecekmi acaba :S) Neyse. Eşeklerin sahibine gidip durumu anlattım. Neden iplerini biraz daha uzun bağlamıyorsun eşekler yorgunlukran ölecekler dedim. “Onlar yatmaz burada, ahırda yatarlar ancak dedi” çok şaşırdım. “Nasıl yani sen şimdi bu eşeği bıraksan yatmayacak mı yere” dedim “Hayır yatmaz” dedi. O zaman anladım “Eşeğe altın semer vursan eşek gene eşektir” sözünü. Gerçekten eşekler ya.
Sonra orda eşek muhabbeti yaparken dört genç ile tanıştım. Süper, harika adamlar bunlar. Duman bile dinliyorlarmış. Önce bisiklet üzerinde fotoğrafımı çekmelerini istedim. Sonra da eşek üzerinde çektiler fotoğrafımı, aklınızda olsun eşek üzerinde fotoğraf çektirmek 1 TL sonra duymadım, bilmiyorum demeyin.
Orda da bayağı bir zaman geçirdikten sonra gençlerle birlikte devam ettim yola ama fazla uzun sürmedi onlarla yolculuk. Ben yol kenarında At ve Tay görünce frenleri sıktım sonuna kadar, dedim ki “Siz devam edin ben fotoğraf çekeceğim.” Sonra onlarında fotoğraflarını çektim. Biraz ilerde biramıda bitirdim. Birazda köpeklerden tırsıp hızlı gidince gençlere tekrar yetiştim. Yolun ortasına çok güzel dizilmişlerdi hemen fotoğraflarını çektim onlarında
Sevindiler.
Sonra merkeze kadar beraber gittik muhabbet ettik, bir ara bisikletlerle yarıştık. E tabi eski toprağım ben
geçemediler.. Merkeze gittik ben direk bankamatiğe gittim ve kimbilir kaçıncı ŞOK
Kredi kartı borcunu yatırmadığım için para çekemiyor muşum. Geldik kuru fasülyenin faydalarına
Ne yaparım nasıl hallederim diye kara kara düşünürken bir baktım gençler bisikletlerini bırakmış geliyorlar. Yanlarına gidip borç para istedim, onlarında çok az parası varmış ceplerinde ki parayı birleştirip bana 3 TL verdiler. O kadar sevindim ki. Sonra telefonlarını aldım paralarını geri vereceğimi söyledim. Sonra ayrıldık. Gidip bisikleti iade ettim ve 3 TL’yi verdim. Benim cebimde 2,85 TL kalmıştı
onunda 2,80 ini jetona verdim. Sonra vapurda yine her zaman ki köşeme geçtim ve şu aldığım Uykusuz isimli dergiyi okumaya devam ettim. Ama çok çabuk bitirdim dergiyi heralde daha yarım saat varken bitti. Müzikçalar’ımın pilide bitti. Öylece kaldım. Sonra bir sigara daha yaktım ve pili bitmeyen fotoğraf makinemle fotoğraflar çekmeye devam ettim. Vapurun içinde gezip durdum. İlk defa vapurda tuvalete gittim çişimi yaptım, daha önce hiç girmemiştim.
Sonrası malum uyuya uyuya eve geldim. O kadar yorgundum ki bir kere yanlış tramvaya bile bindim
Eve geldim ve bir sürü yemek yedim
Uyudum, uyandım ve şimdi bu yazıyı yazıyorum, birazdan tekrar uyuyacağım, hala yorgunum.
Siz bu satırları okurken ben bambaşka rüyalarda olacağım
gibi ilginç bir son yapayım bari..
Oha çok uzun yazmışım lan
çok beğendim süper olmuş bence her zaman ki gbi tbrikler =)
Teşekkürler, yazının hepsini okuman büyük başarı =)
Add A Comment